1998 KISA FİLM YAZILAR - Kisafilm

İçeriğe git

Ana menü:

YAZILAR
 

ANKARA FİLM FESTİVALİ ÜZERİNE
Çoğu sanat etkinliğinin , nefes darlığı çeken insanlar gibi, zorla yürütülebildiği, “yaşatmak” yerine “yoketme” ye istekli bir toplum olma özelliğini israrla sürdürdüğümüz şu günlerde, herşeye karşın , Uluslararası Ankara Film Festivali 10. Yaşına ulaşıyor.
Ne güzel.
Ne güzel.
Bu festivalin çok önemsememiz ve desteklememiz gereken bir etkinlik olduğu inancını her zaman korudum.
Nedenleri çok açık: Herşeyden önce Ankara kentini, uluslararası platforma,bir sanat etkinliği çerçevesinde taşıyor, adını duyuruyor, saygınlık kazandırıyor.
Uluslararası Ankara Film Festivali, bugün, ortadoğu ve balkanlar’da düzenlenen çok az sayıdaki  ciddi organizasyonlardan biridir. Bu tür girişimler ,hem ülkemiz insanının sanat yaşamını zenginleştirmek, hem de ülkemizi  uluslararası boyuta  taşımak   açısından çok önemlidir. Bu festivalin diğer bir özelliği de,uzun metraja, belgesele, animasyona birlikte yerveren ,uluslararası canlandırma yarışması düzenleyen  öncü bir girişim  olmasıdır. Diğer festivallerimizde, uluslararası boyutta, hepsini birarada görme olasılığı ,bugüne dek yaratılamamıştır.
Sık sık,ülkemizdeki sorunların başında,kentleşme olgusunun geldiği, kırsal kesimde yaşayan insanlarımızın kentleşmesi gerektiği belirtiliyor.Kentleşmeden ne anlıyoruz ? İnsanların kalabalık bir şekilde yaşaması  ve beton yapılarda oturması mı ? Kentleşmenin asıl amacı , insanların yaşam standartlarını yükseltebilmek,kültür ve sanattan aldıkları payın oranını arttırabilmektir.İşte Ankara Uluslararası Film Festivali’nin kente kattığı önemli rantlardan birisi de budur. Özellikle gençlerin ilgi gösterdiği film günleri,uluslararası egemen kültürlerin bombardımanına uğramış bireylere , başka dünyaların kapılarını aralamakta ,onların düşün ve yaşam felsefelerine yeni anlamlar yükleyebilmektedir.
Ankara  Uluslararası Film Festivali’nin en önemli girişimlerinden biri de, kısa film etkinlikleri aracılığı ile, genç sinemacılarımızı film üretimine özendirme, çalışmalarını seyirci ile buluşturma ve onları ödüllendirme geleneğidir.Festival düzenleme kurulunun bu konuda gösterdiği titizlik, ülkemizde daha yeni yeni kişilik bulmaya çalışan “Kısa Film” olgusu için ne kadar önemli ise, değişik soluklara ve anlayışlara gerek duyan “Uzun Metraj Film”  yapılanmamız için de o denli önemlidir.
Bu tür festivalleri yaşatmak için görünür destekler,Kültür Bakanlıkları’ndan, Belediyeler’den, Kamu ve Özel kuruluşlardan  gelir. Ama ilk bakışta hemen görülmese de, asıl olan, kentli desteğidir. Çünkü kent bireyleri ilgi göstermez ve sahiplenmezlerse, görünür dediğimiz destekler de giderek azalır ve yokolur.Kentlinin, kentli olma bilinciyle baskı grupları oluşturması,sonuçlarını yakından izlemesi, basın yayın orgalarının konuya arka çıkması ön koşullardır.
Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Başkanı Sayın Mahmut Tali Öngören,  Festival Yürütme Kurulu Başkanı  Oğuz Onaran ve ekip arkadaşları, her yıl, büyük bir stres ve özveriyle bu etkinliği  sürekli kılmaya çalışıyorlar.Hiç kimse bu işlerin kolayca kotarıldığını düşünmesin.Son derece zor ve yıpratıcı çalışmalardır.
Bütün yorgunlukları unutturan ise, aksamayan programlar,kitlesel katılım, birkaç övgü sözü, hatta hatta tek kelimelik bir  “ teşekkür”  dür.
Ankara, bu ve buna benzer etkinlikler çoğalarak kurumsallaştıkca gerçek ve değer kimliğini bulacak, bir dünya kenti olma özelliğini perçinleyecektir kanısındayım.
Hilmi Etikan
Şubat 1998

UYAN UYKUSU ÇOK GÖZLERİM
Bu başlık ,Ceyla Tanrıöver’in 1992 de gerçekleştirdiği bir kısa filmin adı. Ama ben burada bu filmden söz etmek istemiyorum. Kültür Bakanlığı Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün kısa filmcilere karşı sürdürdüğü tutumun çok öz tanımı olduğu için anımsadım. 25 Nisan 1998 tarihli Cumhuriyet  Gazetesinde Vecdi Sayar “ Cannes Film Festivali” ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle diyor: “Bu yıl, Türk sineması festivalde bir tek film ile temsil edilecek: Ebru Yapıcı’nın KIYIDA adlı filminin uluslararası yarışmaya seçilmiş olması kuşkusuz önemli bir başarı”.  Sinema dünyasını yakından izleyenler anımsayacaklar, bundan birkaç yıl önce de Nuri Bilge Ceylan’ın KOZA isimli kısa filmi yine “Cannes Film Festivali” ne seçilen tek türk filmi olmuştu.
Ebru Yapıcı, gazetecilerin kendisine yönelttiği soruları yanıtlarken, filmini hangi olanaksız koşullarda yarattığını, ekonomik ve teknik zorluklarla nasıl boğuşmak zorunda kaldığını anlatıyordu. Şu anda , ülkemizde, kısa film çekmek isteyenlerin başvurabileceği, sürekliliği olan,  kurumsallaşmış tek yer Kültür Bakanlığı. Bütün Avrupa ülkelerinde de ana destek devletin bu tür özerk kurumlarından ve televizyon kanallarından geliyor. Geçtiğimiz mart ayında “İstanbul Kısa Film Günleri”programında izlediğimiz olağanüstü güzellikteki filmlerin ne denli ciddi bütçelerle gerçekleştirildiğine bir kez daha tanık olduk.
Ülkemizde, Kültür Bakanlığına ayrılan bütçe payı inanılamayacak ölçüde azdır. Bu paranın da büyük çoğunluğu personel maaşlarına ve temel giderlere ayrılır. Geriye kalan kısmın çok dikkatli kullanılması ve izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bence, hiçbir tecimsel şansı olmayan, ama özellikle gençlerin sinema sanatına katılımına ve yaratıcılığına ortam hazırlayan kısa filmlere öncelik tanınmalıdır. Bazı dostlarımız: “Aman devlet gölge etmesin, yeter” diyerek düşüncelerini dile getiriyorlar. Kaygılarına katılmamak olası değil. Çünkü bizde hala, senaryoları değerlendirecek, özerk bir yapı oluşturulamadı. Kişisel ilişkilerin öne çıkması engellenemedi.  Ama yine de biryerlerden başlamak gerek diye düşünüyorum. Öylesine ilgisiz yerlere kaynak aktarılıyor ki, suskun kalmak, çok doğru bir politika gibi gözükmüyor.
Evet, devletimiz, sinemanın icadından tam yüz yıl sonra, “Kısa Film” olgusunu bir film çalışma alanı olarak resmen tanıdı. 5 Eylül 1995 yılında, 22395 sayılı resmi gazetede yayınlanan yazıyla, bu tür filmlerin desteklenmesi gerektiğini  onaylandı. Ama geçtiğimiz üç yıl içinde yine de ciddi hiçbirşey yapılmadı. Hiçbir proje desteklenmedi. Sinema dairesi yöneticilerinin “ Başvuran yok ki” dediklerini duyar gibi oluyorum.  Bugüne dek çok başvuru yapıldı, ziyaretler gerçekleştirildi. Hepsi sonuçsuz kaldı. Genç sinemacılar Kültür Bakanlığına dargındır. Bu yolda artık yorulmuştur. Eğer bakanlık yetkilileri,  inisiyatifi ele alıp gençlere kapılarını açmaz ve somut olanakları kendisi  sunmazsa, bizler de Ceyla Tanrıöver’in film başlığını sürekli olarak onlara anımsatmaya devam ederiz. Bu sayfada, önümüzdeki sayıda, sizlere Kültür Bakanlığına nasıl başvurulacağı konusunda ayrıntılı bilgi vermeye çalışacağız. Dileriz bu kez aşı tutar.  
19.5.98


 

 
Copyright 2015. All rights reserved.
İçeriğe dön | Ana menüye dön