2019 KISA FİLM YAZILAR - HABERLER

İçeriğe git

Ana menü:

YAZILAR

HİLMİ ETİKAN - ŞİRİN ERENSOY SÖYLEŞİ

1. Bir Tür olarak kısa filmin kendine has özellikleri olduğunu düşünüyor musunuz?
Kısa film çok sınırlı bir süreyi kullandığı için yönetmen, uzun metraja göre, daha farklı bir yapıyı kurmak zorunda. Alışılagelmiş klasik dramatik yapıyı kullanma lüksüne sahip değil. Çok daha dikkatli, zeki ve yaratıcı olmak gerekli. Seyirciyi etkilemesi, onda iz bırakması için film çekimine başlamadan önce her şeyi titizlikle gözden geçirmesi, senaryoyu derinlemesine irdelemesi, elinde sınırlı sayıda bulunan çekim planlarına, sekanslara, süreye gerekli özeni göstermesi şart.

2. Türkiye' de Kısa filme gösterilen ilgiyi nasıl betimlersiniz? Sizce Seyirci ile olan etkileşimi yeterli mi? Bu etkileşimi arttırmak adına neler yapılabilir?
Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye' de de kısa film gösterimleri son yıllarda geniş bir alana yayıldı. 1970 li yıllarda 8mm lik filmlerden kopya çıkaramaz, seslendirme yapamaz, gösterimleri yaygınlaştıramazdık. Dijital teknoloji bütün bu teknik sorunları çözdü gibi görünüyor. Artık kolaylıkla, sivil toplum örgütleri, belediyeler, sendikalar, gibi birçok kurumun salonlarında kısa filmler gösterebiliniyor. Bu filmler seyirci bulabiliyor. Bu iletişimi arttırmak adına yapılacak iş, programa nitelikli filmler almak, projeksiyon, ses ve salon ortamını olabildiğince iyi duruma getirmek. Yani filmler iyi olmalı ki seyirci geldiğine pişman olmasın. Ses ve görüntü kalitesi iyi olmalı ki ne izlediğini tam olarak anlasın. Salonun oturma düzeni, havalandırılması, karartılması iyi olmalı ki rahat bir ortamda film izlesin. Tabii etkinliğin çok önceden, geniş bir şekilde duyurulmasının, iyi bir katalog basılmasının da seyirci sayısını arttıracağı bir gerçek.

3. Yurt dışındaki kısa film üretimiyle Türkiye’deki kısa film üretimini Kısa filmi fonlanması, gösterim olanakları ve içerikleri açısından karşılaştırdığımızda ne gibi farklılıklar göze çarpıyor?
Ülkemizdeki gösterim olanakları yurt dışındakilerle hemen hemen aynı. Birçok festival artık kısa filmsiz yapamıyor ve çoğu ilde kısa film gösterimleri gerçekleştiriliyor. Üretim açısından bakıldığında, nicelik olarak zayıf değiliz. Çok film üretiliyor. Nitelik olarak ise durum tartışmaya açık. Son yıllarda, çok sayıda iyi film çekiliyor diyemeyeceğim. Ama bu durum diğer ülkeler için de aynı. Festivallerde iyi yabancı kısa filmler gösteriliyor ama onları seçebilmek için, tertip komiteleri bir sürü de kötü film izlemek zorunda kalıyor. Kısa filmlere verilen parasal destek ise ne yazık ki Türkiye'de çok sınırlı ve yetersiz.

4. Kısa filmlerin başlıca gösterim film festivalleri oluyor. Film festivallerinde gösterilen uzun metraj filmlerin auteur sineması ile yakından bir ilişkisi olduğunu görüyoruz. Size kısa film bu ilişkilerin neresinde kalıyor?
"Auteur" sineması ürünü dediğimiz uzun metraj filmler, genellikle ticari sinemalarda yer bulamıyor. Vizyona girseler bile fazla soluklu bir ömürleri olamıyor. Çünkü bu filmler, kendini yetiştirmiş, kültürlü, birikimli özel bir seyirci kitlesine gereksinim duyuyor. Festival seyircisinin büyük bir bölümü bu niteliklere sahip olduğu için, buluşma yerleri de genellikle uluslararası festivaller oluyor. Kısa filme gelince, gösterim yerleri zaten büyük ölçüde sadece festivaller. Ama kısa filmciler arasında da "auteur" sineması türü çalışmalar yapan yok diyemeyiz. Ben, çok sık olmasa da, kısa film izlerken, bu çalışma, şu yönetmenin filmi olabilir dediğimi ve haklı çıktığımı hatırlıyorum. Eskilerden birkaç örnek verecek olursak; İlker Canikligil, Ahmet Sönmez, Ahmet Uluçay, Tan Tolga Demirci, Nur Akalın... gibi isimler ilk aklıma gelenler oluyor.

5. Kısa filmlerin öğrenci filmleri olduğu algısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sadece öğrenci filmi olarak değil, amatörlerin işi olarak görülüyor (du). "Du" diyorum çünkü bu algı günümüzde giderek değişiyor. Artık kısa film izlemeye gidenler, ciddi bir çalışma ürünü ile karşılaşacaklarını biliyorlar. Kısa film seyircisi oluştu ve ne istediğini biliyor. Ama şunu da kabul etmek gerekir ki, gerçekten "kısa film", sinema öğrencileri ve amatörler için yaygın bir çalışma alanı. Çünkü uzun metraja göre daha az bütçe ile daha az zamanda ve daha kolay çekiliyor. Ben bu çalışmaları çok önemsiyor ve destekliyorum. Amatör sinema olmadan, öğrenci filmleri olmadan bir ülkede sinema gelişemez, evrenselleşemez. Kaldı ki bu filmler içersinde de çok başarılılarına rastlıyoruz.

6. Öğrenci filmleri, kısa filmlerin büyük bir parçasını oluşturuyor. Sizce öğrenci kısa filmlerinin daha başarılı olmaları adına neler yapılabilir?
Yurt dışında, Swedish Film Institute, London Film School, Lodz Film School, FEMIS gibi okullar çok sınırlı sayıda öğrenci alıyorlar ve sadece sinema eğitimi veriyorlar. Yani bir üniversitenin, İletişim fakültesinin bölümü değiller. Birkaç yıllık ortak eğitimden sonra, kendi içlerinde, yönetim, kurgu, kamera, ses, senaryo, oyunculuk gibi uzmanlık alanlarına ayrılıyorlar. Bizde, eskiden sinema bölümlerine yetenek sınavı ile az sayıda öğrenci alınır ve onlar özenle yetiştirilirdi. Zaten şu anda piyasada filmlerini çeken çoğu ünlü yönetmenimiz o dönemlerin öğrencileri. Sonra bu sistemden vazgeçildi. Yetenek sınavları kaldırıldı. Her üniversitenin iletişim fakültelerinde sinema bölümleri açıldı. Merkezi sınav sistemindeki puan yeterli sayıldı. 50-60 kişilik sınıflar yaratıldı. Ne eğitmenler öğrencileri ile yeterince ilgilenecek zamanı bulabiliyor, ne öğrenciler beklenen performansı gösterebiliyor, ne de altyapı yetiyor. Her yıl sanırım bine yakın kişi sinema bölümlerinden mezun oluyor. Çoğu kez gerekli bilgi birikimi ve deyim olmadığı, piyasada da bu kadar mezuna cevap verecek talep olmadığı için gençler ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Neyse ki teknoloji ucuzladı ve gelişti. İnternet üzerinden bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Gençlerin her şeyi okuldan beklememeleri, kendilerini yetiştirmek için ayrıca çaba göstermeleri, genel kültürlerini olabildiğince geliştirmeleri, ülkesinin sorunlarını yakından takip etmeleri gerekiyor.

7. Festival kurmaya, kısa filmle ilgilenmenize sizi iten nedenleri kısaca özetler misiniz?
Yurtdışında sinema eğitimimi tamamlayıp İstanbul'a döndüğüm zaman İFSAK'a ( İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği ) üye oldum.1979 yılında "Ulusal Kısa Film Günleri"ni başlattık. Daha sonraları bu etkinliği uluslararası platforma taşıyıp festival e dönüştürdük. Bir süre böyle devam etti. Sonra İFSAK da yönetime gelen bir grup, festivali devam ettirmek istemedi. Bunun üzerine bağımsız bir tertip komitesi olarak çalışmaya başladık ve bugünlere kadar geldik.

8. Kuruluşundan beri festivalin başına gelen en büyük engeller nelerdir? Bunların aşılması için nasıl bir mücadele verdiniz?
Çok büyük engellerle karşılaşmadık. Her zaman için çok iyi bir ekiptik ve dayanışma ruhu çok kuvvetli idi. Halen de öyle. En büyük sıkıntı parasal konuda oldu. Çok kısıtlı bütçelerle çalıştık ama hiçbir zaman bağımsızlığımızdan ödün vermedik ve sansür uygulamadık. İçimiz son derece rahat ve hepimiz İSTANBUL ULUSLARARASI KISA FİLM FESTİVALİ nin bir parçası olmaktan kıvanç duyuyoruz. Bu arada bize yurt dışından film sağlayan, sinema salonlarını açan yabancı konsolosluk ve kültür merkezlerinin önemli katkılarını da unutmamak gerekir.

9. Türkiye’de çekilen kısa filmlerin içeriği hakkında genelleyici bir tablo çizebilir misiniz? Yıllar içerisinde dikkatinizi çeken trendler/estetik tercihler/temalar oldu mu? Yurt dışındaki kısa filmlerle karşılaştırdığınız zaman, neler söyleyebilirsiniz?
Türkiye'de de artık oldukça çok sayıda kısa film çekiliyor. Kameralara ulaşmak, çok az giderlerle kurgu yapmak işi bayağı kolaylaştırdı. Bu bir yönden iyi, bir yönden kötü oldu. İyi oldu çünkü yeteneği olan kişilerin önündeki teknik engeller kalktı. Bu iş zengin işi olmaktan çıktı. Kötü oldu çünkü eski özen biraz erozyona uğradı. Eskiden deklanşöre basmadan kırk kere düşünülür, ön hazırlık yapılır, iş daha sıkı tutulurdu. Çünkü malzemeye zor ulaşılıyordu ve pahalı idi. Şimdi bir SD karta yüzlerce plan sığdırılıyor. Kurguda birçok hata kolaylıkla yok edilebiliyor. Festivallere başvuran filmlerin sayısı binlerle ifade edilir oldu ama övgüyü ve gösterimi hak eden film sayısı bu artışla paralellik gösteremedi. Ülkemizde en çok öğrenciler kısa film çekiyor. Ama bu filmlerin büyük bir kısmı etüd çalışması niteliğinde. Tam anlamı ile kısa film konseptine cevap veriyor diyemeyiz. Öğrenci filmleri eskiden daha cesur ve sorgulayıcı oluyordu diye düşünüyordum. Ama hala yürekli, yaratıcı, sorumluluk taşıyan, nitelikli filmlere rastlıyoruz. Yurtdışı deyince, bu çok geniş bir kavram tabii ki. Bu ülkelerdeki durum birbirine benzerlik göstermiyor. Kabaca şöyle söyleye biliriz: Demokrasiyi gerçek anlamda içselleştirmiş ülkelerde, diğer sanat dallarında olduğu gibi, kısa film alanında da arzulanan özgürlük ve destek olanakları var. Siyasi ortam sertleştikçe, yönetmenlerin işi de o denli zorlaşıyor.

10. Türkiye’deki kısa filmcilerin toplumsal olaylar karşısındaki duyarlılığına ilişkin ne söylemek istersiniz?
Duyarlılık gösteren de var, göstermeyen de var. Zaten herkesten her şeyi bekleyemeyiz. Duyarlılık gösterenler alkışı hak ediyor. Zaten onlar da olmasa çağın gerisinde kalırız. İyi ki varlar. Ben kısa film ile ilgilenenlere her zaman şunu söylüyorum: İşin teknik yanı çözülür. İşin bu yanı nispeten kolay. Esas olan ne söylediğin. Söyleyecek bir sözün olması için de, sosyolojiyi, psikolojiyi, tarihi, siyaseti, felsefe gibi alanları, pozitif bilimleri iyi bilmek gerekir. Çok okumak, araştırmak ve gözlem yapmak şart.

11. Bir festival kapsamında verilen ödül neyi amaçlamalıdır? Sizce Türkiye’de kısa film festivallerinde verilen ödüller uygun mudur?
Ödül her zaman özendirici oluyor. Arada bir de yönetmenlerin cebine biraz para giriyor. Karşı çıkacak bir durum yok. "Sanat eserleri yarıştırılamaz" diyenler de var. Onlara da hak veriyorum. Bence festivallerde "yarışmalı" ve "yarışma dışı" diye ayrı bölümler olmalı, yönetmen bunlar arasında seçimini yapabilmeli. Yüksek para ödüllü yarışmalar var şimdiler de. Özelikle belediyeler, bazı ticari firmalar kendi düşüncelerini ve ürünlerini pazarlamak için bu yola başvuruyorlar. Bence "kişilikli" yönetmenler bu yarışmalara başvurmak için , inanmadıkları filmleri çekmesinler, kimliklerinden ödün vermesinler. Kendine olan saygı ve sanatçı bağımsızlığının parasal karşılığı yoktur. Hangi yarışmadan, hangi festivalden, hangi jüriden ödül aldıkları çok önemli.

Hilmi Etikan
Sorular: Şirin Erensoy
Ağustos 2019






 
İçeriğe dön | Ana menüye dön