2012 KISA FİLM YAZILAR - HABERLER

İçeriğe git

Ana menü:

2012 KISA FİLM YAZILAR

YAZILAR


 
İSTANBUL ULUSLARARASI KISA FİLM FESTİVALİ ÜZERİNE
(FATMA ONAT / Hilmi Etikan ve Yıldız Etikan ile bir söyleşi )

İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’ni kaç yıldır düzenliyorsunuz?
Hilmi Etikan:Bu festivali biz 1980’li yıllarda İFSAK (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) bünyesinde başlattık. Birkaç yıl ulusal olarak devam etti. 24 yıl önce de uluslararası formata geçtik. O zaman az ülke vardı. Fransa, Almanya katılıyordu. İlgi çok büyük olunca diğer ülkelerin de katılımı başladı ve festivalin uluslararası ayağı gelişti. O zaman filmler 35 mm ve 16 mm olarakgösteriliyordu. Dijital kayıt henüz çıkmamıştı. Bu filmlerin gümrükten geçmesi büyük sorun yaratıyordu. Bu nedenle çoğukez konsoloslukların diplomatik valizleriyle geliyordu filmler. Gösteriyorduk, tekrar geri gidiyordu. Altyazı yapamıyorduk. Uzun yıllar ingilizce alt yazı ile gösterimlere devam ettik. Sonra İFSAK’ta yönetim değişikliği oldu. Yeni yönetimdeki arkadaşlar bir zaman sonra bu festivali sürdürme konusunda çekinceler yaşamaya başladılar.
Sebep?
H.E. "Burası fotoğraf ağırlıklı, sinemacılar gitsin kendi derneklerini kursun" gibi bir durum oldu. Aslında çok büyük yanlış yaptılar. Daha sonra tekrar “birlikte yapalım” dediler, “olur” dedik. Biz tertip komitesi olarak dışarıda kaldık. "İFSAK Kısa Film Yarışması"nı sürdürdük. Seçilen filmleri festival kapsamında gösterdik. Sonra yine yeni bir yönetim geldi ve tekrar ayrılmak istediklerini söylediler. Bugün bağımsız bir tertip komitemiz var. Gönüllü  dostlarımız da yardım ediyorlar. Ama yine de iki üç kişi üzerinde birikiyor çoğu yük.
O zamanki sorunlar şimdi nasıl bir boyutta?
H.E. O zaman çok parasızdık. Katalog bastıramıyorduk. Alt yazı yapamıyorduk. Tek salonda, Fransız Kültür Merkezi’nde gösteriliyordu . O zamanki salon da bugünkü salonun yarısı kadardı. Filmler de 35 mm veya 16mm olduğu için önceden elimize bir kopya ulaşmıyordu. Yani filmleri ancak geldiği zaman görüyorduk. Yurt dışındaki yabancı film merkezleri bizim adımıza seçip gönderiyorlardı. Gidip de yurtdışına o filmleri izleme olanağımız yoktu. Festival sırasında salon çoğu zaman o kadar dolu oluyordu ki ben kapıdan içeri giremiyordum. Festivalde gösterdiğimiz filmleri seyirci daha sonra bana anlatıyordu. Ben bazılarını hiç izleyememiş oluyordum.
Şimdi o kadar çok etkinlik var ve ilgili insanlar neye zaman ayıracağını şaşırabiliyor.
O vakitler bu şehirde daha az etkinlik olduğu düşünüldüğünde seyirci ilgisi ne aşamadaydı?
H.E. Unutmuyorum, içeri girmek için, Fransız Kültür Merkezi’nden Taksim Atatürk Heykeli’ne kadar kuyruk olurdu. Yaşadığımız zorluklar çoktu ama sıcak bir atmosfer vardı. Sonradan İtalyan Kültür Merkezi ve Alman Kültür Merkezi de katıldı programa. O yıllarda İstanbul'da etkinlikler de azdı. Kültür merkezlerinin salonları bizim festivalle açılır bizim festivalle kapanırdı. Çok az başka etkinlik olurdu. Şimdi, salonlar için altı yedi ay önceden başvurup yer ayırtmaya çalışıyoruz. Girişte, afiş asacak yer bulamıyoruz.
Eskiden siz bu festivali İstanbul Film Festivali’yle aynı vakitlerde yapardınız. Organik bir bağınız yoktu ama değil mi?
H.E. Hayır, hiçbir bağımız yoktu. Ama yazılmamış bir centilmenlik anlaşmamız vardı. Festivallerimiz çakışmasın diye onlara tarih sorardık: "sizin festivaliniz ne zaman başlıyor" diye. Hemen öncesinde kısa film festivalini gerçekleştirirdik. Fakat sonra İstanbul Film Festivali giderek büyüdü. Bir haftadan 15 güne çıktılar. O zaman biz Mart ayına kaymak zorunda kaldık. Mart ayı ise festival için çok uygun değil çünkü Kültür Bakanlığı’nın bütçesi daha onaylanmamış oluyor. Ayrıca o yılın yeni filmleri daha üretilmemiş oluyor. Kasım ayına aldık festivalimizi biz de.
Hiç ara verdiğiniz, yapmadığınız bir dönem oldu mu?
H.E. Hiç vermedik. Yani depremler oldu, ekonomik krizler oldu. Bu festivalin yapılmadığı bir yıl olmadı. Ama bundan sonrası için bir şey söyleyemem. Gerçekleştirmek giderek daha da zorlaşıyor.
Kültür Bakanlığı’nın desteği ne alemde?
H.E. Kültür Bakanlığı son birkaç yıldır parasal destek veriyor ve gittikçe onu da düşürüyor. Hani Nasrettin Hoca eşeğine arpa veriyormuş sonra azaltmış arpayı. Bakmış bu yine de yaşıyor. Biraz daha azaltayım o zaman demiş. Biz de ona doğru gidiyoruz. Bakanlık her sene desteği azalta azalta gidiyor. Başka yerden de sponsor bulamıyoruz.
Ama ciddi bir süreçten söz ediyoruz. Yurtdışından bir sürü konuk geliyor, ağırlanıyor.
H.E. Tabii. Çok büyük ve önemli bir festival. Dünyaca tanınıyoruz, önemseniyoruz. Geçen senenin parasal hesabını yaptık. Biz cepten de harcamışız.
Sponsor bulma güçlüğü neden?
H.E. Sponsorlar kısa filmi ciddiye almıyor. Birçok yere başvurduk fakat artık başvurmuyoruz. O sponsorların reklam ajansları var. Onlarla görüşüyoruz. O ajanslarda, yaşamlarında hiç kısa film seyretmemiş yetkililer var. Önünüze bir form uzatıyorlar. "Yaş grubu kimdir ?", "Reytingi nedir ?" gibi sorular var. Herhalde kendine göre ölçütleri var. Ona uymuyoruz sanırım. Bir de büyük firmalar sponsorlukları paylaşmışlar. Bazı firmalar sadece müziğe, bazıları tiyatroya, spora, sponsor olduklarını söylüyorlar. Biz de yorulduk sponsor aramaktan ve birkaç yıldır da başvurmuyoruz. Kültür Bakanlığı’ndan gelen parayla yetinmek zorunda kalıyoruz.
Seçkiye gelelim. Her sene onlarca film var. Türkiye’den de çok başvuru olduğunu biliyorum. Herkes kısa filmini bu festivalde görücüye çıkarmak istiyor. Siz o seçkiyi nasıl düzenliyorsunuz? Kalbi kalan çok insan da oluyordur.
H.E. Çok kırılıyorlar ve gerçekten üzülüyoruz. Bazen iyi filmleri de programa alamadığımız oluyor. Yapılabilecek hiçbir şey yok çünkü gün ve salonla sınırlıyız. Bu sene 900′e yakın film başvurdu. Bu  filmler olabildiğince özenle seyrediliyor. Bunları bir kısmı yerli bir kısmı yabancı filmler. Yerli filmler için "ulusal yarışma" var ve bu filmleri sinema sektörünün önemli isimlerinden oluşturduğumuz jüri üyeleri seyrediyor ve seçiyor. Yabancı filmler için bir yarışma yok. Bu filmleri de festival ekibinde görevli üyeler izleyerek ve bir seçki yaparak programa alıyor.
Bir tema oluyor mu, kriterler ne oluyor seçerken?
H.E. Her sene bir  ayrı bir tema belirlemiyoruz. Filmleri seçerken şu soruya cevap arıyoruz:
 " Kentin bunca çeşitli etkinliği ve koşuşturması arasında bizim festivalimizi seçerek gelen kişilere nitelikli bir program sunalım. Gösterim bittiği zaman iyi ki buraya gelmişim" desin. Çünkü izleyiciler, festivale katılarak bizlerin seçkisine olan  güvenini gösteriyor. Onların bu güvenini hak etmek gerekiyor
Başvuran filmlerin niteliği de arttı sanırım.
H.E. Evet arttı. Ama başvurular da arttı. Seçmek gittikçe zorlaşıyor, çok zaman alıyor. Artık çoğu insan  film çekiyor ve festivale yolluyor. Program yöneticilerinin ve seçici kurul üyelerinin işi hiç de kolay olmuyor.
Kısa tutuyorlar mı bari?
H.E. 20 dakika oluyor genellikle. Arzu ettiğimiz süre ise 7-8 dakika.
Bir genç sinemacı için ne oluyor mesela filmi Uluslararası İstanbul Kısa Film Festivali’nde gösterilince?
H.E. Festivalde  gösterilmesi bir prestij oluyor, şans getiriyor. Çünkü biliyoruz ki, bizde ödül alanların çoğu daha sonra sinemanın başka alanlarında önemli başarılara imza atıyorlar. Ayrıca filmlerini büyük ekranda, iyi bir ses düzeni ile geniş kitlelere izletme olanağı buluyorlar. Film künyeleri kataloğumuzda yer aldığı için daha sonraki yıllarda da arandığında bulunabiliyor. Örneğin bu seneki kataloğumuzu Almanya Frankfurt Ulusal Kütüphanesi, arşivine kodu.
İlk adım sizde atanlar var mı şu an tanınır olanlardan?
H.E. Bugünün uzun metraj yönetmeninin çoğunluğu; Yeşim Ustaoğlu, Nuri Bilge Ceylan, Ümit Ünal, Selim Demirdelen, Çağan Irmak, Mustafa Altıoklar, İsmai Güneş, Tayfun Pirselimoğlu,  Belmin Söylemez, Belma Baş, Yüksel Aksu, İnan Temelkuran, Ahmet Uluçay, Ahmet Sönmez ve Semih Kaplanoğlu gibi birçok yönetmen ilk ödüllerini bizden aldılar.
Kısalarla devam etmek diye bir şey yok değil mi?
H.E. Kısa kurmaca filmlerle devam etmek çok zor. Çünkü ticari getirisi yok. Belgesel ve canlandırma dallarında devam etmek ise olası. Bir işyeri açıp, bir stüdyo açıp kısa animasyonlar yaparak para kazanabilirsiniz. Örneğin müzik klipleri, film jenerikleri için, üretim yapabilirsiniz. Ya da  kısa belgeseller, tanıtım filmleri hazırlayıp yaşam standardınızı oturtabilirsiniz. Kurmaca kısa filmler sinemalarda oynamıyor, para kazanmıyor. Para kazandırmayınca da onun bir meslek olarak seçmesi çok zor.
Uzun metrajlardan önce kısa film gösterimleri yapılıyor sanırım yurtdışında.
H.E. Evet yapılıyor ama yurt dışında da çok yaygın değil. Zorluk biraz da sinemalara kısa filmleri 35mm kopya olarak gönderme zorunluluğundan kaynaklanıyordu. Şimdi ise dijital projeksiyon sistemleri kurulmaya başladı sinema salonlarına. Kısa filmlerin ticari sinemalarda, uzun metraj öncesi gösterilebilme şansı ortaya çıkabilir. Festival süresince ele alacağımız konulardan birisi de bu olacak.
Siz dikkate alıyor musunuz bu formatları?
H.E. Biz zaten uzun süreden beri filmleri festivalde dijital formatta gösteriyoruz. Ancak ticari sinemalarda filmin DCP formatında olması isteniyor. Bu da bir dijital format ama daha profesyonel ve hazırlanması daha pahallı.
Teknik olarak gelişiyor elbette ama tema olarak da, anlatıcılık niteliği bakımından da gelişmeler var mı? İzlediğim kadarıyla daha yerli hikayeler daha başarılı yapımlar…
H.E. İyi şeyler yapılıyor. Bizim ulusal kısa filmlerimiz de hiç fena değil artık. İlgiyle izlenen filmler çekiliyor. Kısa filmlerinin daha izlenir olduğunu görüyorum. Geçmişte aşılması zor teknik sorunlar vardı . Kamera bulmak, film satın almak, kurgu yapmak çok zordu. Günümüzde altyapı dijital ve ucuz olduğu için teknik sorun azaldı diyebiliriz. Artık her şey yaratıcılığa kaldı. Kötü film çekenlerin bence hiç bir gerekçesi olamaz.
Festivale katılan seyircilerin yönetmenlere yönelttikleri sorular da değişti mi? Eskiden her gelen konuğa kaç mm çektin, kaça mal oldu gibi sorular sorulurdu ilk olarak.
H.E. Filmi iyi analiz etmiş soruları duymakta sıkıntı yaşıyoruz hala. Bu söyleşiler iyi oluyor ama seansı da uzatıyor. Belki,  yönetmenlerle seyirciyi seans sonrası ayrı bir salonda  buluşturmak daha pratik olabilir.
Sizin yurtdışına gidip başka festivallere katılma şansızın oluyor mu?
H.E. Kendi bütçenden harcarsan oluyor. Subat 2013 de Fransa’ya “Clermont-Ferrand” film festivaline gideceğiz.  
Davet edilme durumu?
Y:E: Çok büyük festivaller, jüri üyesiysen ya da bir konferansın varsa davet ediyorlar.
En iyi diyebileceğimiz bir kısa film festivali var mı yurtdışında?
Y.E. Uzun metrajda "Cannes" neyse, kısa metrajda da "Clermont Ferrand" o. Çok önemli festival. Dünyanın her yerinden insanlar geliniyor. Örneğin biz bu yıl 5 ay önceden otel rezervasyonu yaptırmamıza rağmen, kentte zor yer bulduk.
Oradan da film seçtiğiniz oluyor mu?
Y.E. Tabii ki evet.Orada ayrıca yönetmen, yapımcı ve festival yöneticileri ile bağlantı kuruyoruz. Bu ilişkiler hem bizim festivalimiz, hem de kısa film bölümünü yürüttüğümüz
" Adana Altın Koza" film festivali için çok gerekli oluyor. Başka ülkelere, başka festivallere de zaman zaman jüri üyesi yada izleyici olarak katılıyoruz. Yurt dışında olup bitenleri yerinde izlemek bizim deneyimlerimizi güçlendiriyor.
Konuklarla ilgili durum nedir bu sene?
Y.E. Yaklaşık 30 yabancı konuk ağırlıyoruz. Geçen sene öyleydi. Bu sene de sanırım bu civarda olacak.
O süreç nasıl oluyor? Onları hoş tutma kısmında en büyük görev sana ait bildiğim kadarıyla.
Y.E. İstanbul zaten çok hoş bir şehir. Herkes zevkle gelmek istiyor davet edildikten sonra. Festival sırasında her filmi iki kere izletiyoruz seyirciye. Ülkemiz seyircisiyle, bu insanları karşılaştırıyor olmak, onların ülkelerindeki sinema nasıl gelişiyor, neler yapılıyor onları konuşuyor olmak güzel ve önemli. Bu yabancı yönetmenlerden bir kısmı, o denli etkileniyorlar ki, daha sonra İstanbul’a film çekmeye geliyorlar. O da çok hoş oluyor. Örneğin Belçika’dan gelen bir konuk vardı Eric Ledune adında. Türkiye ile ilgili bir canlandırma film yaptı .
 Peki, bu yılki festival seçkisinde özellikle dikkatimizden kaçmaması gerekenler var mı?
Y.E Yabancı filmleri de o kadar çok filmin arasından seçtik ki hepsi iyi gibi. Türk filmlerini Seçici kurul izledi. Onlar herhalde en doğru seçimi yapmışlardır. Çok ciddi ve özenli bir şekilde çalıştılar.Benim "Adana Altın Koza"da  izlediklerim var. Örneğin Buhar diye bir film vardı ilgimi çekmişti. Orada ödül de aldı. Rodi’nin Maya filmi güzeldi. Üstümüzde Geçti Bulut diye bir film vardı. Hepsi güzel. Ancak  animasyonda çok zayıfız. Bu kategoride çok az film geldi. Ağırlık yine kurmaca filmlerde.
Festival dışında Belgesel film üretimiyle de uğraşıyorsunuz. Otuza yakın filminiz var. "Ruhi Su","Tarlabaşı", "Kayaköy", " İlhan Arakon", "Kısa Filmin Tarihi" gibi .Daha çok sipariş işler mi bunlar ?
H.E. Bu filmleri sınırlı da olsa, bir bütçe bulup yapıyoruz çünkü bizim de yaşatmamız gereken bir şirketimiz var. Başından parasını bulamazsan, daha sonra kimse beş kuruş vermediği gibi örneğin TV de göstermek için üstüne para da istiyorlar. Bu alana en önemli destek, şimdilik, yeterli olmasa da Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nden geliyor. Dağıtım konusunda ise, sinema ile uğraşanların Türkiye'deki durumu hala ne yazık ki çok zor.

Fatma Onat ( Kasım 2012 )


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön